Büyükorhan; Dağlar içinde saklı bir cennet köşesi

Kurban Bayramı’ndan birkaç gün önce Yunusemre Mahallesi Muhtarı Sevinç Mutlu’nun daveti üzerine, beş kişilik bir ekip dört bir yanı dağlarla çevrili olan Sansarak Köyü’ne doğru yol almış ve şehirleri, gürültüleri geride bırakarak daha önce varlığını dahi bilmediğim bir köye doğru (Sansarak) devam etmiş, her birimiz ağaçların arasından giden yolun, doğanın, temiz havanın tadını çıkarmıştık…

Belirli süre önce Sansarak Köyü’nü ziyaret eden muhtar Mutlu, halkın fakirliğini fark etmiş, köyde yaşayan çocuklara hediyeler götürüp onları bir nebze de olsa sevindirmek ve bu çok önemli anda bizleri de yanında görmek istemişti. 

Gerçekleştirdiğimiz bu ziyareti köşemde anlatırken de yazdığım gibi,  o gün göreceklerimin tahminlerimden çok daha öte olduğundan bihaberdim…

Sansarak Köyü ziyaretinde, yaşadıklarımızdan, tanık olduklarımızdan sonra, böylesine fakir ve ihtiyacı olan daha nice köyü de sırasıyla gezmeye karar vermiştik. 

Geçtiğimiz hafta cuma günü de engebeli ve dağlık bir yapıya sahip olan Büyükorhan’a doğru yol aldık.

GEÇMİŞİ BİZANS’A DAYANIYOR

Büyükorhan 43 mahalleden oluşuyor ve dağlar içinde saklı bir bölge olarak da adlandırılıyor. Edindiğim bilgilere göre Bizans döneminde Atranos (Bugün Orhaneli) Tekfurluğu’nun toprakları içinde yer alıyor. 1321'de Orhan Gazi tarafından Osmanlı hakimiyetine girmiş. Fatihi Orhan Bey’e atfen üç obadan oluşan yerleşime Orhan-ı Kebir adı verilmiştir ve Cumhuriyet döneminde Büyükorhanismini alıyor. 1944 yılında Orhaneli’ne bağlı bir nahiye olan Büyükorhan, 1967 yılında belediyelik, 1987 yılında ilçe oluyor.

Açıkçası yola çıkmadan önce edindiğim bu bilgiler merakımı uyandırmaya yetmişti. Her ne kadar bu konuda biraz tecrübe sahibi olsam dahi, yine ve yeniden heyecanlanmıştım.

Yola, sabahın erken saatlerinde bu ziyaretlerin mimarı olan Yunusemre Mahalle Muhtarı Sevinç Mutlu, Kuruçeşme Mahalle Muhtarı Hatice Temel ve Altıparmak Mahalle Muhtarı Mevhibe Rahşan Altıntaş’la bendeniz Kent Gazetesi ‘Vatandaş Hattı’ adlı köşe yazarı, ayrıca olmazsa olmaz, bizleri gideceğimiz yerlere ulaştıran Büyükşehir Belediyesi Şoförü Alaattin Albayrak’la çıktık.   Beş kişilik ekip yine durumları olmayan, zenginlikleri kocaman ve tertemiz kalpleri olan çocuklara hediyeler verebilmek için dağlarla çevrili yollarda yol aldık.

TARİHİ BİLİNMİYOR

Öğlene doğru vardığımız Büyükorhan Meydanı cuma günü olma münasebetiyle tıklım tıklımdı. Sıcacık bir karşılaşma, selamlaşmadan sonra Büyükorhan’ın ünlü olduğu Cuma Pazarı’na doğru yol aldık. 

2-3 kilometre uzaklıkta, giderken sağda, dönerken solda bulunan Cuma Pazarı’nda Cuma Camisi ve de hiç kimsenin ne zaman yapıldığı hakkında fikri dahi olmayan,  kesintisiz 20 metre uzunluğunda direkleri olan bir yere vardık. 

Öğrendim ki her cuma günü bu pazarda isteyenler hayvanlarını satıp, kesiyorlarmış. ‘İlçenin ekonomik yaşamı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır) Ve de hemen oracıkta etler sacda kavrulup, tarifsiz bir lezzetle müşteriye sunuluyormuş. 

En nihayetinde oranın en eskisi olan Ali Ağabey’e, “Peki isteyenler diğer günlerde de burada et yiyebiliyor mu? Burası ne zaman yapıldı?” diye sorduğumda Ali Ağabey gülümseyerek “Yok kızım, sadece cuma günleri, diğer günler burası boş duruyor. Ayrıca yapılış tarihini kimsecikler bilmiyor. Babama sordum bilmiyordu. Babam babasına sormuş o da bilmiyormuş… Ve benden sonra oğullarım da ne yazık ki bilmeyecek” dedi… Asırlıktı besbelli… 

Dayanamayarak Ali Ağabey’den müsaade isteyip sacın başına geçtim ve yiyeceğimiz etin kavrulmasına yardımcı olmanın keyfini yaşadım. Sonrasında da bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğrafımızı çektim…

Bursa’dan ve daha nice yerden sırf bu lezzeti tatmak için cuma günleri Büyükorhan’a et yemeye gidenler varmış. Açıkçası gitmenizi, Ali Ağabey’i ve Büyükorhan’ın sıcacık kalpli insanlarını ziyaret etmenizi, tarihi solumanızı ben de tavsiye ederim. 

Dağların arasında yaşayan insanların yaşam mücadelesini, oksijenin en bol olduğu yerde nefes alabilmenin ne kadar zor olduğunu, sofralarımıza gelen mahsullerin nerelerden ve kimlerin ellerinden geldiğini, saflığı, misafirperverliği görmenizi canı gönülden dilerim.

Son olarak da, ziyaret ettiğimiz Büyükorhan’ın 43 mahallesinin sadece bir kaçında muhtarlık olduğunu öğrenince üzüldüğümü önemle belirtmek iterim. Kuşların dahi yuvası, tavukların kümesi var iken, nasıl olur da muhtarların görev yapabilecekleri yerleri yok açıkçası anlayamadım… İnşallah bir diğer ziyaretimizde bu ‘hizmet anlamına’ gelmeyen, aksine ‘olması gereken’ önemli eksiklik giderilmiş olur…   

Devamı haftaya: Büyükorhan Karaağız ve Tepecik Mahallesi 

 

Sevinç ÇELEBİ

Kaynak: 
http://www.kentgazetesi.com/?h=101551&buyukorhan_daglar_icinde_sakli_bir_cennet_kosesi&s=18